GÖYNEM HABERLERİ

GÖYNEM KASABASINDAN GÜNCEL HABERLER

GÖYNEM GEMBOS HABERLERİ – Video – BGRT Televizyonundan

Yazan: Site - Yönetici Şubat 16, 2009

GÖYNEM GEMBOS HABERLERİ – Video BGRT Televizyonundan

6 Yanıt “GÖYNEM GEMBOS HABERLERİ – Video – BGRT Televizyonundan”

  1. HUSEYIN SASMAZ demiş

    ‘’ISRAIL’’SORUNUNA KOKLU COZUM …. http://www.youtube.com/watch?v=e2GGMml7HxE

  2. HUSEYIN SASMAZ demiş

    YAHUDILERIN HIRISTIYANLARA VE DIGER INSANLARA BAKISI.

    Abira\’nin oglu Haham Eliezer diyor ki: Bu dünyada bütün musibetler yahudilerden gelir.\”\”Bir yahudi, sulh halinde bulundugu bir Yahudi olmayani bizzat öldürmek zorunda degildir. Bununla beraber, yahudi olmayan birini ölümden kurtarmasi yasaktir. Yahudi olmayan suya düsmüs ve kurtarilmasi icin bütün servetini de teklif etmis olsa, siddetli yasak degismez.. Parasi ile de olsa. bir yahudi doktor bir hiristiyani iyilestirmez. Fakat, böyle bir seyin anlasilip kine sebep olabilmesi ihtimali belirince mesele degisir. Yahudilere karsi kin uyandirmanin önüne geçilmelidir.\” \”Bir yahudi doktorun bir ilâcin iyilestirici veya öldürücü oldugunu anlamak için yahudi olmayan biri üzerinde deneme yapmasina cevaz vardir. Bu gibi bir halde bir yahudi çikip da. Ilaçtan ölen yahudi olmayani kurtarmak istedigi taktirde, bir yahudinin onu öldürmesine cevaz vardir. Cünkü ilac denenmesinden ölmek üzere olan yahudi olmayani kurtarmak yasak edilmistir.\” \”Haham Maimonides söyle diyor: Israil\’deki hainleri, İsa ve ona inanan gibilerini öldürüp çukurlara atmak dogru seydir.\” \”Mesih\’in gelisinden önce hiristiyan dinsizligi bütün dünyaya yayilacak ve böylece insanlar köpekten farksiz halde düseceklerdir.\” Talmud bölüm : Hoşem ha-mişpat Yoreh deah• Talmud\’un en büyük yazarlarından biri olan Maimonides\’in ırkçı fikirleri de oldukça ilginçtir. Bir yerde Türk milletine de dil uzatarak şöyle yazar: Türklerin bir kısmı ve kuzeydeki göçebeler ve zenciler ve güneydeki göçebeler ve bizim coğrafyamızda yaşayıp da onlara benzeyenler; bunların tabiatı daha çok düşük sesli bazı hayvanların tabiatına benzer. Benim düşünceme göre, bunlar insan seviyesinde değildirler. Seviyeleri bir insan ile bir maymunun seviyeleri arasında bir yerdedir. Çünkü görünüşleri maymundan daha çok insana benzemektedir.v Siyonizmin Talmud\’daki Kökenleri
    SULTAN ARUH S.117 Bayram günlerinde Yahudi yiyecegini hazirlarken,çorbasina köpeggin yiyebilecegi birseyi katabilir. Ama Hiristiyanin yiyebilecegi birseyi katmasi menedilmistir.”Hosem Hamispat 369. Hosem Hamispat 369 “Yahudi hiçbir Yahudi gümrük mültezimini asla aldatmamalidir. Ama Yahudi olmiyan bir gümrük mültezimini ve hatta bir krali bile aldatabilir. Memlekette cari olan kanunlar bunu yasaklamis olsa bile! Bir Yahudi gümrük memuru ve bir Yahudi gümrük borçlusu, sebep olacaklari ziyanin Yahudi olmiyan devlet veznesine yatirilmasi gibi bir tehlikenin mevcut olmadigi hallerde, Yahudi olmiyan memleket kanunlarini hiçe sayabilir.” “Günah islemeye müsaade vardir, yeter ki gizli olarak islensin.” “Yahudi maksat ve gayeleri ugruna islenen bütün günahlar gizli olmak sartiyla mübahtir.” “Yalniz Yahudi olanlara insan gözüyle bakilir. Yahudilerden gerisi sadace birer hayvandir.” “Allah dünyanin bütün servetini yalniz Yahudilere tahsis etmistir. Bütün dünya serveti onlarindir.” “Bir sey çalmayiniz, hirsizlik etmeyiniz, hakkindaki emir sadece Yahudilere karsidir. Diger milletlerin can ve mallari helâldir.” “Yahudi seriati erkeklere zinayi haram kilmistir. Fakat bu yalniz Yahudi kadinlari içindir. Yahudi olmayanlarin irzi namusu helaldir.” “Siz, Yahudi olmayanlardan birini öldürmek sucu ile mahkemelerde bunu yeminle açikça inkar edebilirsiniz. Çünkü òldürülen bir hayvandir.” “İnsan, Allah korkusunda hilebazca hareket etmelidir.” “Her hususta aldatmaya cevaz vardir. Fakat, hilenin anlasilmamasi icin ustaca hareket etmek de sarttir. Bilhassa insan borclu olunca onu ödemek için hile yapabilir. “Bir Yahudi, hirsizlik mevzu bahis olunca, yalan yere yemin edebilir. Bir vücud cezasi mevzuu bahis olunca da yalan yere yemin etmesine cevaz vardir, ki bunu Allah adini söyleyerek yapabilir.” “Yahudi kendinden olmayanin malini calmak ve isini elinden almakla iyi bir sey yapmis sayilir.” “Bayram günlerinde Yahudi yiyecegini hazirlarken, çorbasina köpeggin yiyebilecegi birseyi katabilir. Ama Hiristiyanin yiyebilecegi birseyi katmasi menedilmistir.” “Bayraminda Yahudi olmayan birine hediye vermek yasaktir. Yalniz, Yahudi olmayan Allaha inanmadigi veya serbest dúsünceli oldugu takdirde is degisir.” Bununla beraber, Yahudi olmayan birine sadaka verilebilir ve hastalari ziyaret edilebilir, Bu da sadece, onlarin Yahudileri kendilerinin iyi dostu sanmalar gerektigi zaman yapilir.” “Bir insana. Yahudi olmayan bir insana, ancak ona dost görünmek ve çatismalardan kaçinmak için selam verilir.” Yahudi olmayana hos görünmek gerektigi zaman, Yahudi mürai olmalidir ve ona Seni seviyorum. demesi kendisine ancak seref verir.” “Talmud okuyan aldatici olur.” “Abira’nin oglu Haham Eliezer diyor ki: Bu dünyada bütün musibetler yahudilerden gelir.” ” Baraton’da deniliyor ki: Yahudi olmiyanlarin tohumu hayvan tohumudur. Yahudi olmayanlarin çocuklari, yahudi asilli aptallardan daha kötüdür. Yahudi olmayanlarin arasindaki evlenmeler damizlik aygirlarla kisraklarin çiftlesmesinden farksizdir.” “Yahudi olmayananin mülkiyeti terkedilmis bir nesneye benzer: Onun asil sahibi ilk el koyacak olan yahudidir” “Yahudi olmayanin kanini akitmak, Allaha kurban sunmaktir.”

  3. Huseyin, bu ayrintili ve guzel yorumunuz icin tesekkur ederiz, yahudilar hakkinda bilinmeyenleri yazmissiniz, ellerinize saglik.

  4. HUSEYIN SASMAZ demiş

    …Dün Afganistan Ve Irak İdi, Şimdi De Gazze, Yarın Da…?!
    Yeryüzünde işlenen ve insanlığın ilk tanıdığı cinayet ve yapılan ilk cürüm kan dökmek, cana kıymak ve öldürmekti…
    O günden bugüne dek uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen bu gün de yine katliam, yine insanlık alnında bir ayıp, yine Müslüman kanı soğukkanlılıkla akıtılmakta, yine gözyaşı ve yine bunun hesabını hiç kimse sormamakta… Manzara aynı manzara, sahne de aynı sahne, senaryo da aynı senaryo ve rol de aynı rol. Değişen hiç bir şey yok. Değişen tek şey katliamların yeri ve katilin ismi. Katil bazen Amerika bazen İngiltere, bazen NATO, bazen Birleşmiş Milletler (BM) ve bazen de Uluslararası Haç komitesi… Yer de; bazen Bosna-Hersek, bazen Afganistan, bazen Keşmir, bazen Irak, bazen Özbekistan ve bazen de Filistin…

    Alışılmış manzaralar ve alışılmış roller. Ne çabuk da unutuluyor bu İslam coğrafyasında derin yaralar! Acaba şunu diyesim geliyor dediğimiz oluyor mu? İslam ümmetinin vücudunda açılacak yara kaldı mı ki? Her şey ve her manzara tekrarlanmakta. Öyle tekrarlanıyor ki artık herkes alışmış ve bu sistematik katliamları ve soykırımları bir kısım insanların tepkilerini bile pasifize ederek onları tepkisiz hale getirmiştir. Katil ortağı medya da bu katliamları ve cinayetleri tarafsız olduğunu iddia ederek nefsi müdafaa ve savunma olarak görmektedir! Konu ile alakalı olarak Arap kültüründe ünlü bir söz vardır: ‘سَكَتَ دَهْراً وَنَطَقَ كُفْراً’, ‘Uzun süre sessiz kaldı, fakat konuştuğunda da zehir kustu. -konuşmaz olaydı-’.

    Zalim ve çifte standart sahibi Batı devletleri ise; Müslümanların İslam’ın hükmü, ibadet ve dinlerinin gereği olarak kurban bayramında{أُضحية} dediğimiz kurban boğazladıklarında onu insan dışı görürken, gayrı meşru ve gaspçı (İsrail) varlığı Batı’nın verdiği maddi ve manevi desteklerle, sistematik olarak Filistin’de 1948′den beri hala katletmekte olduğu Müslümanlara gelince nefsi müdafaa oluyormuş!! Sivil halkı, savunmasız çocukları ve kundakta bebekleri acımasızca katletmek nefsi müdafaa ise gerçek terör nedir?!

    Bunların hepsi Avrupa Birliği (AB) genel sekreteri Javier Solana Madariaga’ya göre kanun ve hukuk devleti (israil)’in tabi savunması! Kahrolası Birleşmiş Milletlerden (BM) bir ses bile çıkmıyor! Uluslararası Haç Komitesi ise Gazze katliamını kınamaksızın sözde mağdur ve evsiz kalanlara insani yardımları ulaştırmakta! Peki katliamdan sonra timsah gözyaşları döken, yardım sever bu kuruluş katliamdan önce ve esnasında nerede idi?! Yahudi varlığını niçin durdurmuyordu? Bu kadar insancıl bir kuruluş (!), insanları ince düşünüyor ise bu saldırıyı durdurması gerekmiyor muydu? Bu kuruluş, yalancı şahid veya katilin işlediği cinayetin izini kayıp ettirmek için çağırdığı uzman cerrah hekim misali gibidir.

    Hele halkı Müslüman beldelerin robotlaşmış, lanetli ve hain piyonlarından hiç bir tepki de yok, sanki olup bitenler başka gezegende veya vakvak adasında oluyor! Bunların misali şu ayettir: {وَإِذَا رَأَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ أَجْسَامُهُمْ وَإِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْ كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ يَحْسَبُونَ كُلَّ صَيْحَةٍ عَلَيْهِمْ هُمُ الْعَدُوُّ فَاحْذَرْهُمْ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ} “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Asıl düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın! Nasıl da bu hale geliyorlar?” Münafikun/4.

    Sözlerimiz yanlış anlaşılmasın. Dile getirmemiz resmi kurum, kuruluşlardan ve Sykes-Picot yapımı devletlerden bir beklentimizin olduğu için değildir. Batı’nın, Yahudi varlığının yöneticileri Kur’an-ı kerim’in benzetmesiyle; “duvara dayanan kütük” yöneticilerdir. Bu yöneticiler kendilerinin “hukukun temsilcisi” olduğunu her zamanda ve her fırsatta söylemektedirler. Acaba bu hukuk anlayışı işlenmekte olan cinayetlerin neresinde?

    Bunları açıklamamızın amacı; bunların iki yüzlülüklerini ortaya koyarak, İslam ümmetinin ve de bütün insanların görmesi içindir. Batı’nın demokrasisi, insan hakları yasası, özgürlükleri, kadın hakları batsın! Katledilen ve bu cinayetlerin kurbanı olan kundakta bebeklere, tüyü bitmemiş çocuklara, yaşlılara ve dul bacılarımıza, hatta hayvanlara, ağaçlara ve taşlara vahşice saldırıya ne demeli? Batılılar bu katliamların onda biri kendi vatandaşlarının başına gelse idi aynı şekilde mi davranırlardı?

    Bütün bunların karşısında “pes doğrusu” deyip dilim aciz kaldığı için sadece Resülullah (صلى الله عليه وسلم)’ın şu hadisini diyesim geliyor: {إن مما أدرك الناس من كلام النبوة الأولى؛ إذا لم تستحي فاصنع ما شئت} رواه البخاري. “İnsanların ilk Peygamberliğin sözünden idrak ederek yaygınlaştırdıkları söz; eğer utanmıyorsan/ çekinmiyorsan artık dilediğini yap.” Buhari.

    Bu nasıl bir dünya, bu nasıl bir denge, bu nasıl bir kural, dünyada aklı selim kimse kalmadı mı, içinizde aklı başında bir adam yok mu?!

    “Ey Rabbimiz!

    Gazze Müslümanlarının kuvvetinin zaafını ve takatinin azlığını ve insanlara karşı güçsüzlüklerini, onları yahudilere ve bütün kafirlere teslim eden artist ve hain kütük yöneticileri sana şikayet ediyoruz.

    Ey merhametlilerin merhametlisi!

    Zayıf düşmüşlerin Rabbı sensin. Ve Rabbımız sensin. Bizi ve Gazze’deki can kardeşlerimizi kimin bakımına bırakıyorsun? Kötü muamele yapan uzak kimselere mi? Yoksa işimizi eline verdiğin bir düşmana mı?..

    Zalimler, katiller, cinayet işleyenler, saldıranlar, işgal edenler, gasp edenler ve her haksızlığı işleyenler masum, haklı ve günahsız oluyor asıl haklı, masum ve mağdur olanlar ise haksız ve zalim oluyor! Yani katil masum, masum ise katil oluyor. İşgalci de yerli, yerli ise işgalci oluyor. Gerçekten de bunlar vebalı çok büyük söz söylüyor ve altından kalkamayacakları korkunç bir cürüm işliyorlar.

    Cinayet biliminde bir cinayet işlendiğinde hemen şu hususlar araştırılır: Cinayeti işleyen/katil ve cinayeti işlemenin yeri ve sebebi. Peki, Gazze katliamında bu bağlamda işgalci ve katil yahudi varlığına bir şey diyen oldu mu? Onu sorgulayan oldu mu? Ondan hesap soran oldu mu? Onun yaptığı katliamlarının sürdüğü 22 gün boyunca bu “kütük” ve artist hainler ne yaptılar?! Kimisi seyir etti, kimisi yahudilere akıl verdi, kimisi bağırıp çağırdı, kimisi yahudi varlığına düşman kesiliyormuş gibi numara yaparak Müslümanları aldattı ve oyaladı, kimisi de Müslümanları sorumlu tuttu. Sonunda katil Yahudi varlığı katilliğini sevinçle kutladı. Kısacası hepsi kendilerine biçilen rolleri iyi oynadılar. Allah onların canlarını alsın! Nasıl da bu hale geliyorlar.

    Gazze katliamının sürdüğü 22 gün boyunca kimler neler yapmış:

    - Mısır televizyonu katliamın fotoğraflarını boy boy, hiç utanmadan gösterdi ve para yardımının yapılması için banka hesap numaraları veriyordu.

    - Ürdün kralı ve eşi Amman hastanelere giderek Gazze için kan bağışında bulundular.

    Filistin halkını bu kadar çok seviyorsunuz niçin katilden kurtarmıyorsunuz? Bu hain ve katil ortağı yöneticilerin göstermelik, pirim yapmak için topladıkları yardımlar ulaştığında sakın şu duayı kimse yapmasın: ‘Allah bu dinsiz yöneticileri başımızdan eksik etmesin!’

    Gazze katliamında, herkesin izleyerek müşahede ettiği gibi; Gazze saldırısının derinliğinden, vahşi oluşundan ve “kütük” hainlerin gaddarlığından dolayı galeyana gelen Müslümanların duyarlılığı çeşitli şekilde tecelli etmiştir. Müslümanların bu duyarlılığı yönlendirilerek yardımlaşma dernekleri, sivil toplum kuruluşları ve yönlendirici medya, hatta bazı Müslüman beldelerde devlet başkanları tarafından öncülük yapılarak deşarj edilmiştir. Bunu söylemenin sebebi yapılan yürüyüşler, gösteriler, protestolar, hitabeler, sert ve yüksek dozajlı konuşmalar, televizyon programları, siyasi tartışmalar, kınamalar, parasal, tıbbi ve gıda yardımları gibi köklü ve temel olmayan sadece geçici ve sakinleştirici kısmi çözümler veya eylemlerdir. Asıl amaç ise İslam ümmetinin enerjisini boşaltmak ve olaya karşı duyduğu duyarlılığın temel ve köklü bir çalışmaya dönüşmesini engellemektir. Çünkü bu eylemlerde sokaklara dökülen Müslümanlara alternatif ve temel çözüm sunulmamaktadır. Zira Yahudi varlığı ilk defa bu katliamı işlememiştir. Bunun tekrar işlenmeyeceğinin bir garantisi var mı? Zira bu kanser varlık kana hiç bir zaman doymaz. Tersine yuvarlak bir daire içinde dönüp dolaşmakta ve başladığı noktaya tekrar geri dönmektedir.

    Ümmetin içten gelen samimi ve asıl duygularına, bu duygu dalgalarına ve bu duyguların belli davranışa dönüşmemesi için sinsi olarak kürtaj veya erken doğum operasyonu yapılarak sağa sola dağıtılmaktadır. Bunca katliamlardan, işgallerden ve saldırılardan sonra Ümmetin daha uyanık olup katil Yahudi varlığına, katil ortağı ve onu kalkan gibi koruyan hain yöneticilere yönelmesi gerekir. Yukarıda saydığımız bütün eylemlerin tek adresi krallık, başkanlık ve başbakanlık sarayları, genelkurmay başkanlıkları, hava, kara ve deniz kuvvetleri komutanlıkları olmalıdır. Bunların hepsi şu anda çürüyüp paslanmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

    Tepkiler sadece yürüyüşler, gösteriler, protestolar, hitabeler, sert ve yüksek dozajlı konuşmalar, televizyon programları, siyasi tartışmalar, kınamalar, parasal, tıbbı ve gıda yardımları gibi kısmi ve geçici etkinliklere yoğunlaştı. Demokrat sistemlerde işlev gören prensip grev ve protesto eylemleri gibi halkın tepkilerinin havasını almaktır. Bunun amacı halkın dikkatini asıl hastalık sistemin bozukluğundan çevirip hastalığın yan belirtilerine yönlendirmektir.

    Peki, bu faaliyetlerin sonunda yapılan sonuç bildirgesindeki sesleniş kime? ABD, AB, BM, Avrupa insan hakları mahkemesi gibi dış devletler ve uluslararası kurum-kuruluşlara!

    Peki, bunlardan medet beklemek kimin işine ve ne işe yarar? Bu faaliyetlerin hepsi katliamın ve cinayetin sonucuna ilişkindir. Ancak bu sonucun sebebi olan katliamı ve katil yahudi varlığına ve onların ortağı bütün hain yöneticilere yoğunlaşması gerekirdi. Kim ne dedi demiyoruz. Çünkü bir şey demenin değil, bir şey yapmanın ve icraat göstermenin zamanıdır. Meşhur Abbasi halife El-Mu’tasim’in Rum kralına gönderdiği mektubun sonunda şu ifade yer alıyordu: “Asıl söz; duyduğun değil, gördüğün şeydir.”

    Kanlı olaylar Müslümanların duygularını harekete geçirirken, bu duygulara yön ve şekil veren de temel çözüm ve fikir olmalıdır. Temel çözüm ve fikirden yoksun bütün eylemler, faaliyetler İslam ümmetini oyalamaktan ve kapitalizmin ömrünü de uzatmaktan başka hiçbir şeye yaramaz. Yahudi varlığının Filistin’de gerçekleştirdiği katliamlar, yıkımlar Filistin ile ilgili yapılan ABD merkezli barış (!) görüşmeleri ve anlaşmalarına adeta malzeme olarak kullanılmaktadır.

    Bir olay oluyorken, fakat bakıyorsunuz halktan önce sivil toplum kuruluşları harekete geçiyor?! Neden peki? Statistiklere göre sivil toplum kuruluşlarının çok olduğu bir ülkedeki halkın siyasi bilinci, uyanıklığı ve basireti donuk ve siyasi hafızası oldukça zayıf olur. Türkiye’de sivil toplum kuruluşları adı altında (57) vakıf, (44) dernek, (49) sendika ve (32) meslek kuruluşlar bulunmaktadır. Bunların hepsi ne işe yarıyor ve hangi sorunu çözüyorlar? Sivil tolum kuruluşları, tıpkı ameliyattan önce hastaya verilen narkoza benzer. Hem duyguları kabaran Müslümanları rahatlatır hem de onları uyuşturur.

    Peki, katil Yahudi varlığını (İsrail’i) katil ortağı ABD, AB, Birleşmiş Milletler ve Kızıl Hac komitesine şikayet edelim sloganını savunanların amacı temiz olabilir mi?! Asla olamaz. Bunun tek amacı Müslümanları oyalamak ve onların temiz enerjilerini yanlış yere boşaltmaktır.

    Bu yazıda Gazze’yi değil, Gazze sonrasını paylaşmak isterdim. Yukarıda da ifade ettiğim gibi Gazze olayında her şey aynı, fakat iki husus hariç:

    Birincisi; Bunca acımasızca saldırı, bütün dünya medyasının, artist ve kukla yöneticilerin seyirci kalmasına rağmen ufak bir şehir olan Gazze’deki Müslümanların 8,5 aydan beri gıdasız, ilaçsız, susuz ve elektriksiz olduğu halde 22 gün saldırı süresince gösterdiği müthiş sebatlık ve muazzam metanettir. Bunun sırrı ise İslam akidesinin sağlamlığı ve güçlülüğüdür. Ümmetin canlılığı ve duyarlılığıdır.

    İkincisi ise; Müslümanlar bu gibi durumlarda daha önce duygularını sadece rahatlatmakla yetiniyorlardı. Fakat bu sefer, ilk kez felaketin ve asıl sorunun nereden kaynaklandığını parmakla göstererek yöneticilerin hainliğini çıplak gözüyle gördü.

    Devletlerin kontrolü dahilinde olan Gazze ile ilgili faaliyetler gösterilirken, daimi ve temel çözüm sunarak Gazze ile ilgili Hilafet merkezli yapılan bütün samimi ve ciddi faaliyetlerin dünya medyası tarafından ört-bas edilerek gündeme getirilmemesi sizce tesadüfi bir olay olabilir mi? Gazze olayında kafir devletlerin çizdikleri sözde Filistin bayrağını çocuklara ve zavallılara vererek sallattırırlar, ardından bir kaç boş slogan ve Gazze olayı orada bitiyor…

    Bütün mesele devlet meselesi, ciddi, köklü, siyasi ve tarihi bir kararın alınması meselesidir. Gazze için toplanan bütün yardımlara Rafah geçidinden geçit vermedikten ve sahiplerine ulaşmadıktan sonra ne işe yarar?!

    Mesele Gazze meselesi değil, geçici yardım meselesi de değil, Rafah geçidinin açılıp açılmaması meselesi de değildir. Asıl mesele gayrı meşru yahudi varlığı tarafından gasp edilmiş ‘Filistin’ meselesidir. Filistin meselesi de İslam akidesi ve ümmetin meselesidir. Yahudi varlığı ise illegal, gasp eden, terör ve yaşamaması geren bir mikroptur. Yahudi varlığının Filistin’de ve İslam aleminde yaşamını sürdüren ve ayakta durmasını sağlayan Suriye, Ürdün, Mısır gibi yapay, Sykes-Picot yapımı devletçikler ve rejimler meselesidir! Bu karton devletçikler ve hain yöneticiler artistlik yaparak Yahudi varlığını korumaktadırlar.

    Temel ilaç ve köklü çözüm budur. Yahudiler kadar pısırık ve korkak bir halk yoktur: Onlar hakkında Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: {قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا مَا دَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا إِنَّا هَاهُنا قَاعِدُوْنَ}, “Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız” dediler.” Maide/24,{وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا آتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ. قُلْ إِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْآخِرَةُ عِنْدَ اللَّهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ. وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ. وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ…} “Andolsun Musa size apaçık mucizeler getirmişti. Sonra onun ardından, zalimler olarak buzağıyı (ilah) edindiniz. Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor! (Ey Muhammed, onlara:) Şayet (iddia ettiğiniz gibi) ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz haydi ölümü temenni edin (bakalım), de. Onlar, kendi elleriyle önceden yaptıkları işler (günah ve isyanları) sebebiyle hiç bir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir. Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun…” (Bakara:92-96).

    Bu “kütük” ve hain yöneticiler bu hususta bir şey yapmayacaklarına göre, bunun üstesinden ancak İslam Akidesinden beslenen ve İslam ümmetini gerçek manada temsil eden, koruyan ve sahip çıkan İslam devleti gelebilir. {فَارْتَقِبْ إِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ} “-Yine de kafirlerin başlarına gelecekleri- bekle; onlar da beklemektedirler.” Duhan:59.

  5. HUSEYIN SASMAZ demiş

    يدُونَ أَن يُطْفِؤُواْ نُورَ اللّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللّهُ إِلاَّ أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
    Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlamayı diliyor! [Tevbe 32]
    Bugün Hilâfet’in yıkılışının 85. yıldönümü. Hicrî 28 Recep 1342 el-muvâfık Mîlâdî 3 Mart 1924 tarihinde Hilafet, Ankara’daki İngiliz aşığı ve uşağı bir avuçluk çetenin uyduruk hükümeti tarafından ilga edilmiştir. Bu olay İngilizlerin ortaya attığı “Şark Meselesi”nin en önemli ayağını oluşturmuştur. Böylelikle İslam Ümmeti için 1300 yıllık geçmişinde hiç tatmadığı zilletin kapısı aralanmıştır. Bu vahim olaydan sonra Müslümanların canlarına, mallarına, ırzlarına dokunulması kolay bir iş haline gelmiştir. Bunca yıldır Ümmetin akan gözyaşı kurumamış, Ümmetin başına çöreklenen ve Müslümanlardanmış gibi görünen hain yöneticiler ise sömürgeci kafir efendilerinin çıkarları için memleketlerimizde şırça köşklerinde bekçilik yapmışlar, İslam Ümmeti için timsah gözyaşı dökmeyi de ihmal etmemişlerdir.
    Ancak Allah [Subhânehu ve Te'alâ]‘nın izni ve yardımıyla bu Ümmet, kendi içinden hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayan, İslam’ı bir ölüm-kalım meselesi olarak kavrayan, İslam Ümmetini kalkındırarak, yeniden layık olduğu izzete ve zirveye taşıyacak, ideolojisi İslam ve siyasi bir hizb olan Sebablari var etmiştir. Hizb, İslami Ümmeti kafirlerin ve yerli uşaklarının çeşitli entrikalarını deşifre ederek siyasi uyanıklığa, insan aklının ürünü olan fikir ve ideolojilerin batıllığını ve fasitliğini göz önüne sererek fikri uyanıklığa sevk etmek için çalışmıştır. İnsan aklını tatmin eden, fıtrata uygun, kalbe huzur ve sükûnu yerleştiren İslam’ın fikirleri sayesinde Hizb, küresel bir çalışmaya dönüşmüştür. Hizb, kurulduğu 1953 yılından bugüne, kafirlerin ve yerli uşaklarının elele vererek Ümmete unutturmaya çalıştığı Hilafet’in, son günlerde giderek artan sulandırma ve bulandırma faaliyetlerine rağmen, yeniden ikame edilmesinin farziyetini hiç taviz vermeden, zamana, mekana ve şartlara göre sözlerini eğip bükmeden sürekli hatırlatmış, bu sayede Hizb, İslami Ümmet nezdinde kafirlerin tasallut ve tahakkümünden kurtulmanın ümidi haline gelmiştir.
    Öyle ki kafirlerin önceleri kabus dedikleri şimdilerde ise bir gerçek olarak karşılarında duran, İslami Ümmet içinde İkinci Raşidi Hilafet Devleti’nin kurulması yönünde oluşan samimi kamuoyunu bertaraf etmek, Ümmetin ağzına bir parmak bal çalmak adına, ABD’nin Türkiye’ye biçtiği rol gereği yıldızını parlattığı Amerikan Kültürü Partisi (AKP) Başkanı Recep Erdoğan’a “Davos Çıkışı” adlı tiyatral gösteriyi yaptırmak zorunda kalmışlardır. Ancak ne var ki yeniden doğuşunu geciktirmeye çalıştıkları İkinci Raşidi Hilafet Devleti, er ya da geç Allah’ın izniyle kurulacak ve kafirler ise layık oldukları hüsran ve zillete düşeceklerdir.
    وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ Zulmedenler yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini bileceklerdir.[Şuarâ 227]

  6. HUSEYIN SASMAZ demiş

    İslâmi Ukûbatın Bir Kısmının Tatbik Edilmesi, Şeriat’ın Tatbik Edilmesi Değildir, İslâm’ın Tatbiki için Tek Pratik Metot, Hilâfet’t
    İslâmi Şeriat’ın tatbiki için tek metot, mevcut nizâmın kökünden sökülüp atılarak Hilâfet Devleti’nin ikâme edilmesidir. Orta çözümlerle ve Kâfirlerin onaylamasıyla İslâmi Şeriat’ın tatbik edilmesi mümkün değildir. Çünkü İslâmi ukûbatın bir kısmının tatbik edilmesi, İslâmi Şeriat’ın tatbik edilmesi demek değildir. Zîra İslâm, hayatın tüm yönlerine şâmil olan bir hayat nizâmıdır. Mesela İktisâdi Nizam, Yönetim Nizamı, İçtimâi Nizam, Eğitim-Öğretim Siyaseti ve Harici Siyaset ondandır ve bu nizamların hepsi de beşeriyet için saadeti ve rahmeti gerçekleştirecek olan Hilâfet Devleti’nin dâhilinde tatbik edilir. Nitekim Hükümet de onun arkasındaki Batı da bunun farkındadır. Ancak onlar, Svat Vadisi’ndeki ukûbat nizamlarının güzelliğine temas ederek insanları saptırmaya çalışmaktadırlar. Oysa İslâmi Şeriat, kâmil, kapsamlı mütecanis bir şeriat olup hükümleri de birbirleriyle uyumludur ve Hilâfet Devleti dışında Allah’ın istediği gibi tatbik edilmesi mümkün değildir. Zira Allah, Şeriat’ın bir cüzünün tatbik edilmesini kabul etmeyi ve diğer cüzlerini terk etmeyi haram kılmıştır. Zira el-Hak [Tebârake ve Te'âla] şöyle buyurmuştur:

    أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنْكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ “Yoksa siz, Kitab’ın bir kısmına imân ediyor, bir kısmını da inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası, bu dünya hayatında alçaklıktan ve Kıyâmet Günü de azâbın en şiddetlisine çarptırılmaktan başkası değildir.” [el-Bakara 85]

    Bu anlaşmanın hedeflediği ateşkes meselesine gelince; buna aldanmamalıyız. Zira Hükümet, Amerika’nın emriyle daha önce de bunun gibi birçok anlaşmayı ihlal etmiştir ve Hükümetin, bazen silahlı kuvvetleri, bazen de barış anlaşmalarını kullanması, İslâm’a karşı savaşta hem kendisinin hem de Amerika’nın bir stratejisidir. Nitekim anlaşma, bu stratejiye dair capcanlı bir örnektir. Dolayısıyla Pakistan askeri varlığının, Svat Vadisi bölgesinde kalması, hala başka bir askeri operasyon yapmaya hazır olduğuna dair bir delildir. İslâmâbâd ve Peşaver’deki laik ajanlar tarafından İslâm’ın tatbik edilmesini beklemek saflık ve saçmalık olup aynı delikten sokulmaktır. Dolayısıyla bu anlaşmayı kutlamak amacıyla tatlı dağıtanlar, Afganistan’da Taliban’a yaptığı gibi Hükümet’in Beytullah Mesûd ile yaptığı anlaşmayı bozmasının çok kolay olduğunu hatırlamalıdırlar. Zira geçen doksanlı yıllarda onları desteklemiş, ardından da onları terk edip yüz üstü bırakmıştır. Dolayısıyla onun ne bir emanı ne de bir misâkı vardır. O halde sakının ey Müslümanlar!

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>